3. Göz Nedir? Üçüncü Göz Nasıl Açılır? Belirtileri

Üçüncü göz; zihin gözü veya iç göz olarak da bilinen, çoğunlukla iki kaşımızın tam ortasındaki o görünmez noktada yer aldığına inanılan mistik bir yapıdır.

Aslına bakarsanız üçüncü göz, fantastik filmlerdeki gibi alında beliren somut bir göz organı değil; ruhsal yükselişin bireye kazandırdığı genel ve kusursuz bir algılama bütünlüğüdür. Bununla birlikte bazı kadim öğretilerde ve metinlerde, insana mistik bir görüş yeteneği armağan eden ruhani bir organ olduğundan da sıklıkla bahsedilir. Bilinen 5 fiziksel duyunun ötesinde kalan, evrendeki tüm saklı olgular tamamen bu gözün frekansı sayesinde algılanıp idrak edilmektedir.

3. göz çakrası (6. çakra)

Sanskritçede “Ajna” adı verilen ve vücudumuzdaki 6. ana enerji merkezini temsil eden yapıya üçüncü göz çakrası denir. Tam olarak alnın orta hizasında, kaşların biraz üzerinde konumlanmıştır. Kadim felsefelerde burası; evrensel bilginin, yüksek sezgilerin ve 6. hissin mutlak merkezi olarak kabul edilir. Bu çakrayı dünyevi kirlerden arındırmak, dönme hızını ideal seviyeye ulaştırmak ve enerjisini dengelemek adına düzenli olarak derin meditasyonlar ile özel ses frekanslarından (mantralar) yararlanılır.

Epifiz bezi (pineal bez)

Beynimizin tam geometrik merkezinde, derinlerde yer alan nohut büyüklüğünde küçük bir bezdir. Biyolojik olarak temel görevi, dış dünyadaki gece ve gündüz döngüsünü ayırt ederek vücudun biyolojik saatini düzenleyen melatonin hormonunu ve mistik molekül olarak bilinen DMT’yi (Dimetiltriptamin) salgılamaktır. Yapılan nörolojik ve evrimsel çalışmalar, insanlığın çok eski evrimsel süreçlerinden önce bu bezin çok daha büyük ve tıpkı bir göz anatomisine benzer ışık alıcı hücrelere sahip olduğunu saptamıştır. Toplum arasında kulaktan kulağa yayılan o meşhur üçüncü göz anlatımlarının ve bu yapının 6. çakra ile bağdaştırılmasının arkasındaki asıl bilimsel gerekçe de tam olarak bu evrimsel geçmişe dayanmaktadır.

Epifiz bezi, doğrudan gözlerimize ve dokularımıza bağlı olan karmaşık sinir ağları aracılığıyla dışarıdaki ışığı kusursuzca algılayabilir. Işık ise, spritüal deneyimlerin kapısını aralayan DMT molekülünün en büyük düşmanıdır; çünkü epifiz bezi bu gizemli bileşiği ancak zifiri karanlık ortamlarda salgılamaya başlar. Işık kadar, günümüzde tüketilen yapay ve organik olmayan besinler ile şehir sularında veya diş macunlarında bulunan florür maddesi de epifiz bezinin kireçlenmesine ve zarar görmesine neden olmaktadır.

Güçlü bir halüsinojen olan DMT salgısını doğal yollarla artırmak, ruhsal ilerlemenin ve aydınlanmanın en hayati kilit noktası olarak görülür. Bunun asıl sebebi, dahi filozof Descartes’ın epifiz bezini tanımlarken kullandığı o meşhur “ruh ile beden arasındaki köprü” betimlemesidir. İnsan hayatında DMT’nin en tavan yaptığı, en yoğun salgılandığı iki an; dünyaya gözlerimizi açtığımız doğum anı ve dünyadan ayrıldığımız ölüm anıdır. Ruhun fiziksel bedene giriş ve çıkış yaptığı o saniyelerde bu hormonun devasa miktarlarda salgılanıyor oluşu, epifiz bezini tarih boyunca kutsal ve gizemli bir yapıya dönüştürmüştür.

6. his

Üçüncü gözün o yüksek algı kapasitesi sayesinde fark edilen, önceden sezilen tüm metafiziksel olaylar günlük dilde genel olarak 6. his şeklinde isimlendirilir. Bu sezgisel işlevin hayatın içinde aktif olarak çalışabilmesi için, üçüncü gözün illa ki yüzde yüz ve tamamen açılmış olması şart değildir. Birtakım spritüal teknikler ve konsantrasyon egzersizleri kullanılarak üçüncü göz belirli bir oranda çalıştırılabilir ve bu sayede 6. hissin o rehberlik eden işlevinden günlük hayatta da rahatlıkla yararlanılabilir.

Kalp gözü

Orta Doğu’nun köklü din kültürü ve tasavvuf geleneği, kökenleri daha çok Hinduizm ve Doğu felsefesine dayanan “üçüncü göz” terimi yerine, kendi inanç sistemlerine tam uyum sağlayan kalp gözü ismini kullanmayı tercih etmişlerdir. Kalp gözü de yapısal olarak; tam bir manevi aydınlanmaya ulaşma, ilahi bilgeliği kavrama, ruhani alemleri algılama, karşısındaki insanların içinden geçen gizli düşünceleri okuma (feraset) ve melekût alemine ait dini varlıkları görme özelliklerine fazlasıyla sahiptir. Ancak kalp gözünü, doğunun üçüncü göz kavramından keskin bir biçimde ayıran asıl temel fark; bu kapıyı aralamak için yapılan ruhani çalışmaların ve niyetlerin tamamen farklı bir amaca hizmet etmesidir.

Hayati Prensip: Semavi dinlerdeki ritüeller ve ibadetler, hiçbir zaman bencilce bir hırsla kalp gözünü açmak ya da doğaüstü güçler elde etmek amacıyla yapılmaz. Bu ibadetlerin tek ulvi amacı, yaratıcının rızasını kazanmak ve ona layık, temiz bir insan olabilmektir. Kalp gözü ise, kulun bu samimi sadakatinin ve teslimiyetinin bir göstergesi olarak, yaratıcı tarafından kuluna bahşedilen manevi bir hediye, bir lütuftur. Şayet yapılan dualar ve ibadetler yalnızca “Kalp gözüm açılsın, gizemleri göreyim” gibi dünyevi bir ego amacıyla araçsallaştırılırsa, o kapı kulun yüzüne sonsuza kadar kapanır ve bu aydınlanma hiçbir zaman gerçekleşmez.

3. göz açılırsa ne olur?

Üçüncü göz nihai olarak açıldığında, görünmez bilinç perdesi tamamen ortadan kalkar ve metafizik evrenin kapıları ardına kadar aralanır. Bireyin kendi öz ruhu ile olan kozmik bağı muazzam bir kuvvete erişir, sezgisel algıları zirve yapar ve üst düzey bir farkındalık boyutu kazanılır. Bununla birlikte, üçüncü gözünü tam anlamıyla açmayı başarmış insanların kazandığı çok spesifik ve sıra dışı yetenekler mevcuttur:

  • Karşıdaki insanların zihin sayfalarına sızarak doğrudan zihin okuma yapmak,
  • İçinde bulunulan şimdiki zaman dilimini bütünüyle kapsayan; mesafe sınırları olmadan her yeri görebilme ve duyabilme yeteneği (ileri düzey durugörü ve duruişiti),
  • Henüz yaşanmamış olan geleceği kalpten hissetme becerisi (premonisyon / önsezi),
  • Gelecekte meydana gelecek olayları net bir sinema ekranı gibi önceden görme (prekognisyon),
  • Tarihin derinliklerinde kalmış geçmişi, yaşanmış anları tüm çıplaklığıyla görüp işitebilme gücüdür (postkognisyon).
İlginizi Çekebilir;  Hipnoz Nedir? Hipnoz Nasıl Yapılır? Otohipnoz Tekniği

3. göz açılırsa ne görülür?

Bu mistik aydınlanma evresinde, sıradan gözlerin algılayamadığı pek çok metafiziksel olgu net bir biçimde vizyona girer:

  • Tüm canlıların ve maddelerin etrafını sarmalayan o elektromanyetik enerjisel kalkan (aura),
  • Boyutsal sınırları aşan her türlü enerjisel ve spritüal varlık,
  • Katı nesnelerin, duvarların iç kısımları ve arkasında saklanan gizli bölmeler,
  • Normal şartlarda gözle görülmesi imkansız olan, dünyanın öbür ucundaki aşırı uzak mesafeler,
  • İnanç dünyasındaki o yüce mekanlar olan cennet ve cehennem tüm ihtişamıyla açıkça görülebilir.

3. göz açılma belirtileri

Üçüncü göz açıldığında bu durum kendini apaçık belli eder; şayet içinizde “Acaba açıldı mı?” diye en ufak bir şüphe varsa, o göz kesinlikle açılmamıştır. Bu mekanizmanın, uygulayıcının ruhu bile duymadan habersizce açılması ya da açıldığında bilince somut bir sinyal çakmaması asla söz konusu değildir. Toplum arasında yaşanan bu kafa karışıklığının asıl temel sebebi; üçüncü gözü egzersizlerle sadece “çalıştırmak” ile onu tamamen “açmak” arasındaki o devasa kalibre farkının bilinmemesidir.

Zihinde anlık imajların belirmesi, durugörü kırıntıları ya da basit telepati denemeleri gibi duyular dışı algılama dallarının hayatın içinde tek tük kullanılabiliyor olması, o muazzam üçüncü gözün tamamen açıldığı anlamına kesinlikle gelmez. Sıradan bir hayal kurma eylemi veya konsantrasyon pratikleri bile üçüncü göz mekanizmasını hafifçe dürterek çalıştırabilir ve bu durum vücutta birtakım geçici enerjisel hislerin doğmasına yol açabilir.

Fiziksel dünyadan bir pay biçelim: Görmek, biyolojik gözlerimizin açık olduğunun en somut kanıtıdır. Görebilen normal insanların hiçbiri, “Acaba şu an gözlerim açık mı?” diye kendi kendine sormaz, bundan şüphe duymaz (büyük şüpheci filozof Descartes hariç). Çünkü her şey gün gibi ortadadır. İşte tıpkı bunun gibi, üçüncü göz de açıldığı an kendine has, kusursuz bir metafizik görme özelliğini beraberinde getirir. Ve bu evreye ulaşan hiçbir insan evladı, üçüncü gözünün açık olup olmadığı konusunda en ufak bir ikileme düşmez.

Üçüncü gözün sadece çalıştığını gösteren öncü belirtiler şunlardır:

  • İki kaşın tam ortasındaki o bölgede belirgin bir baskı, yoğun bir yanma, karıncalanma, kaşıntı ya da iğne batması gibi fiziksel hissiyatlar yaşamak,
  • Günlük hayattaki sezgilerin ve tahminlerin gözle görülür biçimde artmasıdır.

Üçüncü gözün tamamen açıldığını gösteren gerçek belirtiler ise; bir üst başlıkta tek tek detaylandırdığımız o mistik alemlere ait unsurları, varlıkları ve aurayı doğrudan kendi metafizik görüş alanınızla net bir biçimde izlemeye başlamaktır.

3. gözü açık olan insanların özellikleri

Teorik olarak her insan gerekli arınma süreçlerinden geçerek üçüncü gözünü açabileceği için, bu kişilerin doğuştan gelen mucizevi, elit bir farklılıkları bulunmamaktadır. Açılış evresinden önce hayat tarzlarında yaptıkları disiplinli hazırlıklar ile açılış gerçekleştikten sonra ruhlarına eklenen ortak nitelikler ise bütünüyle aynı çizgide buluşur.

Üçüncü gözünü açmayı başarmış bireylerin günlük hayatta istikrarla uyguladıkları eylemler:

  • Kendi darmadağınık duygu durumlarını ve akıllarından geçen tüm düşünceleri eksiksizce kontrol altında tutmak,
  • Dünyevi hırslardan arınarak yaşam tarzlarını tamamen minimalist ve sade bir çizgiye çekmek,
  • Ruhsal arınmayı, manevi yükselişi durmaksızın tetikleyecek derin spritüal çalışmaları hayatlarına mühürlemektir.

Bu muazzam mertebeye ulaşan insanların kazandığı kalıcı karakteristik özellikler:

  • Metafiziksel alemin tüm katmanlarını pürüzsüzce algılamak, alevleri, ışıkları görmek ve oradaki sesleri duymak,
  • Dünyada yaşanan tüm olayların ardındaki asıl gizli nedenleri, yani işin iç yüzünü saniyesinde öğrenmek,
  • Sahte olanı doğrudan ayırt edip, mutlak doğruyu yanlıştan sıyırarak evrensel hakikati kavramak,
  • Zamanın sınırlarını yıkarak geçmiş, şu an ve gelecek hakkında bilmek istediği her türlü bilgiye zahmetsizce erişmek,
  • Dünyanın o kaotik, anlamsız ve bencilce koşuşturmasından tamamen uzaklaşarak diğer insanlarla olan beşeri ilişkilerini ve münasebetlerini minimum düzeye indirmek,
  • Karşısına çıkan tüm canlı varlıkların maskelerini düşürüp, onların altındaki gerçek niyetlerini ve saf suretlerini açıkça görmektir.
İlginizi Çekebilir;  Telekinezi Nedir? Telekinezi Nasıl Yapılır? Kinezi Çeşitleri

3. göz ne işe yarar, neler yapılabilir?

Üçüncü göz mutlak bir aydınlanmayla açıldığında, parapsikoloji literatüründe yer alan tüm duyular dışı algılama yetenekleri en kusursuz, en keskin haliyle sahneye çıkar. İnsanın içinde uyuyan tüm o ruhsal ve psişik güçler tam performansla çalışmaya başlar ve uygulayıcı bu muazzam güç üzerinde yüzde yüzlük bir kontrol mekanizması elde eder.

Üçüncü göz yetkinliğiyle hayata geçirilebilecek başlıca eylemler şunlardır:

  • Zahmetsizce zihin okuma: Dışarıdan en ufak bir zihinsel çaba ya da yorucu bir odaklanma atağı sergilemeye gerek kalmadan; çevredeki insanların o an kalplerinde hissettiği en gizli duygular ve beyinlerinden geçen tüm çıplak düşünceler anında öğrenilir. Bu okuma süreci, karşı tarafın iç sesini sadece bir ses olarak dinlemek şeklinde olabileceği gibi, arzu edilirse zihinsel ekranda akan yazılı bir metin gibi de şakır şakır okunabilir.
  • Geçmişin ve şimdinin mutlak keşfi: Uygulayıcının kendi kişisel tercihine bağlı olarak; tarihin derinliklerindeki özel kesitler zihinde anlık imajlar halinde canlandırılabilir ya da kişi sanki o eski dönemin ortasındaymış gibi çevrede olup biten her şeyi canlı bir belgesel gibi izleyebilir. Geçmiş zaman dilimleri yaşanıp tamamen tamamlanmış olsa bile, evrende bıraktığı o silinmez enerjisel izler takip edilerek her türlü saklı bilgiye ulaşılabilir. Şu an, yani tam o saniye dünyanın farklı bir yerinde gerçekleşen gizli olayları eş zamanlı öğrenmek ise bu gözün en standart, en temel özelliğidir.
  • Geleceğin perdelerini aralamak: Bireyin gönülden bağlı olduğu kutsal din aksine keskin bir hüküm belirtmediği müddetçe, zaman boyutunda hiçbir barikat olmadan gelecek tüm çıplaklığıyla izlenebilir. Buradaki tek teknik zorluk, özgür iradelerin yaptığı seçimler yüzünden geleceğin ihtimaller denizinde çok büyük bir hızla sürekli değişiyor ve şekilleniyor olmasıdır.
  • Metafiziksel görme ve duymanın evrimi: Kilometrelerce uzaktaki mekanlar net bir biçimde vizyona girer ve oradaki en kısık sesler bile duru bir biçimde işitilebilir. Katı maddelerin iç dokuları, arkasında saklanan gizemler ve kapalı kapıların ötesi pürüzsüzce görülebilir.
  • Görünmez alemin sakinleriyle iletişim: Işık boyunun ötesindeki melekler, karanlık odaktaki şeytanlar veya diğer tüm enerjisel varlıklar netçe görülebilir, sesleri işitilebilir ve onlarla yüksek bilinç seviyesinde akıcı iletişimler kurulabilir.
  • Evrenler arası kozmik irtibat: Ruhani alem ve astral boyut, var olan tüm paralel evrenlerin, boyutların ve frekansların ana kesişim noktasıdır. Üçüncü gözün bu kozmik merkez üssü olma avantajı kullanılarak, diğer bilinmeyen evrenlerin yapıları, yaşam formları ve sistemleri hakkında muazzam bir bilgi akışı elde edilebilir.

3. göz nasıl açılır?

Üçüncü gözü aktif hale getirmek ve uyandırmak için; güçlü bir otokontrol mekanizması geliştirmek, minimal bir yaşam felsefesini benimsemek, manevi değerlere yönelmek, mensup olunan inanç sisteminin tavsiye ettiği ibadetleri samimiyetle uygulamak ve ruhsal gelişime fayda sağlayacak şu adımları atmak gerekir:

Yaşam tarzınızı baştan aşağıya değiştirin.

İnsanın her şeyden önce ruhsal boyutu olan manevi bir varlık olduğu gerçeği akıldan çıkarılmamalı ve günlük yaşam tarzı bu yüksek farkındalığa uygun şekilde yeniden dizayn edilmelidir. Dünyevi hayatın geçici hırslarından ve zevklerinden olabildiğince uzaklaşmak, gün içinde kendi içinize dönmek adına yalnız kalmaya vakit ayırmak, ihtiyacınızdan fazla uyumayıp az uyumak, dilin getirdiği darmadağınık gürültüyü azaltıp az konuşmak ve belirli periyotlarla hayvansal gıdaları keserek vegan bir beslenme düzenine geçiş yapmak, içsel yöneliminizi ve ruhsal frekansınızı ciddi oranda artıracaktır.

Düzenli olarak meditasyon yapın.

Disiplinli bir şekilde meditasyon yapmak otokontrol yeteneğinizi en üst seviyeye çıkarır, zihinsel stresi minimuma indirir, tek bir noktaya kilitlenme (odaklanma) becerinizi iyileştirir ve üçüncü gözü açmak için ihtiyaç duyulan o dingin zihinsel ve ruhani olgunluk düzeyine ulaşmanızı sağlar. Bu yola yeni adım atan başlangıç seviyesindeki uygulayıcılar çalışmaya her gün 10 dakika ayırarak başlayabilir ve her hafta bu süreye bir 5 dakika daha ekleyerek toplam meditasyon süresini kademeli olarak artırabilirler:

1- Omurganızın tamamen dik ve düz bir hat üzerinde olacağı rahat bir pozisyonda oturun.
2- Göz kapaklarınızı dünyaya usulca kapatın.
3- Tüm dikkatinizi ve odağınızı tam iki kaşınızın ortasındaki o görünmez noktaya kilitleyin.
4- Burnunuzdan sakin, derin ve yavaş nefesler alıp vererek tüm bedeninizin gevşemesine izin verin.
5- Kafanızın içinden geçen darmadağınık düşünceleri serbest bırakın; gelen hiçbir düşünceyi yargılamayın veya onlara müdahale etmeden sadece geçip gitmelerini izleyin.
6- Tam iki kaşınızın ortasında, saf ve bembeyaz bir ışık kümesinin toplanıp yoğunlaştığını hayal edin.
7- Bu parlak ışığın kendi ekseni etrafında dönerek üçüncü göz bölgesini tüm dünyevi kirlerden arındırdığını ve o kapıyı yavaşça aralayarak açtığını zihninizde çok güçlü bir şekilde canlandırın.

İlginizi Çekebilir;  Telepati Nedir? Telepati Nasıl Yapılır? Özel Teknikler

Ruh molekülü: DMT salgılayın.

Mistik deneyimlerin anahtarı olan DMT hormonu, doğrudan epifiz bezi ile organik bir bağa sahiptir. Dolayısıyla üçüncü gözün aktivasyonu için bu bezin işlevsel olarak en uygun ve sağlıklı hale getirilmesi şarttır:

Gün içinde yapay ve aşırı parlak güneş ışınlarından olabildiğince uzak kalmak, zifiri karanlık ortamlarda vakit geçirmek epifiz bezinin DMT salgılamasını en üst düzeyde tetikleyecektir. Gece çalışmalarında bir ışığa ihtiyaç duyarsanız, yapay lambalar yerine sadece bir mumun yaydığı o loş ve doğal ışığı tercih etmelisiniz.
Florür maddesi doğrudan epifiz bezinin kireçlenmesine ve işlevini yitirmesine neden olmaktadır. Bu yüzden içeriğinde yoğun florür barındıran diş macunları veya endüstriyel ürünler kesinlikle hayattan çıkarılmalıdır.
Fabrikasyon ve paketlenmiş hazır gıdalar yerine, kimyasal işlem görmemiş tamamen doğal ve organik yemekler tercih edilmelidir.

Önemli Sağlık Uyarısı: İnsan bedeninde doğal olarak üretilen DMT salgısı mikroskobik miktarlarda olduğu için, bu kafayı dışarıdan yapay yollarla yaşamak adına Güney Amerika kökenli Ayahuasca çayını tüketen insanlar bulunmaktadır. Benzer şekilde, kendi yerel kültürlerinde kargı kamışı (Arundo donax) ve üzerlik otu (Peganum harmala) bitkilerini karıştırıp harmanlayarak tüketen topluluklar da mevcuttur. Ancak bahsi geçen bu bitkilerin ve karışımların kullanımı ile ticareti dünyanın pek çok ülkesinde resmi olarak tamamen yasaklanmıştır. Bunun asıl sebebi, laboratuvar hassasiyetinde ve doğru formüllerle hazırlanıp tüketilmediği takdirde bu bitkilerin doğrudan ölümcül zehirlenmelere yol açabilmesidir. Her ne kadar dışarıdan kimyasal almak DMT elde etmek için çok kestirme ve hızlı bir yöntem gibi görünse de, genel beden ve ruh sağlığı açısından kesinlikle tavsiye edilmeyen, son derece riskli bir yoldur.

Dininizin ibadetlerini gerçekleştirin.

Gönülden bağlı olduğunuz bir dini inancınız varsa, evrenin yüce yaratıcısına olan mutlak bağlılığınızı ve samimiyetinizi göstermek adına ibadetlerinizi aksatmadan yerine getirmelisiniz. Bu yolda illa ki dünyadan tamamen elini eteğini çekmiş bir aziz ya da ömrünü dağlardaki bir manastıra adamış bir keşiş gibi yaşamak zorunda değilsiniz; ancak bu kozmik sistemde hangi safta yer aldığınızı açıkça belli edecek kadar ibadetleri hayatınıza disiplinle dahil etmelisiniz. Şayet size bu ruhsal gücü bahşeden asıl kaynağın yüce yaratıcı olduğuna kalpten inanıyorsanız, onun bu lütfuna layık bir kul olduğunuzu yaşantınızla da somut olarak kanıtlamalısınız.

Sıkça sorulan sorular

Üçüncü gözün aktivasyon süreci ve gizemleri hakkında zihinleri en çok meşgul eden soruları bir araya getirdik ve en çok merak edilen noktaları tek tek aydınlattık. Eğer senin de buralarda cevabını bulamadığın apayrı bir sorun olursa, bize yorum bırakarak en kısa sürede yanıtına ulaşabilirsin:

3. gözü açmak zararlı mı, tehlikeli mi?

Üçüncü göz, kişinin hayatında hiçbir spritüal arınma yapmadan, sıradan bir günde durup dururken pat diye açılacak basit bir mekanizma değildir. Tıpkı mitolojideki meşhur şimşek tanrısı Thor’un efsanevi çekici Mjolnir gibi, bu muazzam algı kapısı da evrensel sistemde yalnızca bu mertebeyi sonuna kadar “hak eden” olgun ruhlara bir lütuf olarak bahşedilir. Kişi zaten bu yüksek ruhsal olgunluğa ve bilince erişmeden o kapı aralanmayacağı için, üçüncü gözün tam aydınlanmayla açılması bireyin hayatında kesinlikle hiçbir psikolojik zarar, sapma ya da tehlikeli bir durum meydana getirmez.

3. göz açmak günah mı?

Hayır, kesinlikle günah değildir. Tam aksine, yeryüzündeki tüm köklü dinlerin, tasavvufi ekollerin ve spritüal öğretilerin en nihayetinde ulaşmak istediği asıl tepe noktası; nefsi terbiye ederek bu tarz bir üçüncü göz (kalp gözü) açılışını mümkün kılacak o pürüzsüz ruhsal yükselişe ve manevi olgunluğa kavuşabilmektir.

3. göz nasıl kapatılır?

Üçüncü gözü aktif hale getirmek için hayatınıza dahil ettiğiniz tüm o spritüal aktivitelerin, meditasyonların ve olumlu düşünce kalıplarının tam tersi yönünde kararlar alıp dünyevi hırslara dönmek, evrensel sistemdeki o manevi “hak edişi” kaybetmenizi sağlayacak ve kapının usulca kapanmasına yol açacaktır.

Şayet bu gözün tam olarak hayatınızdaki hangi özel çalışmadan veya sebepten ötürü açıldığını net olarak kestiremiyorsanız; yaşam tarzınızdaki en ufak ayrıntılara kadar uyguladığınız her şeyi sırasıyla tam zıttı haliyle değiştirmeli, bu sayede üçüncü gözü tetikleyen asıl o gizli manevi nedeni tek tek eleyerek tespit etmeli ve o uygulamayı hayatınızdan tamamen çıkarmalısınız.

Yorum yapın