Ruzname

Bu günlük Ömer Seyfettin’in bir asker olarak katıldığı ve Yunanlılara esir düştüğü Balkan Savaşı esnasında tuttuğu Balkan Harbi Ruznamesidir. Yazar günlüğünde 27 Eylül-1328/1912-15 Kasım 1329/1913 tarihleri arasındaki on dört ay müddetince yaşadıkları ve

Dün Karaburun ‘dan geldik. Galiba bu gece şimendifere bineceğiz. Karadağ ilânı harp etti. Bulgaristan ve Sırbistan henüz susuyorlar. Kimi gördümse

– Mutlaka harp olacak!…

Diyor. Ben hâlâ ümit ediyorum. Niçin harp olacak? Buna aklım ermiyor. Otuz dokuzuncu alayın üçüncü taburundayım. Askerî hastanenin arkasındaki viranelikte oturuyoruz. Çadırlarımız intizamsız fasılalarla kurulmuş. Yüzbaşım Faik Efendi, Selanikli. Kısa, tombul, kuvvetli bir çocuk. Lâkırdı söylerken sesi titriyor. Bu hâl kalbinin iyiliğine, yani ruhunun hafifliğine delâlet eder. Terbiye ve harekâtı askerî olmaktan ziyade mihanikî. Hemen bütün bölüğü o idare ediyor. Ben daha misafirim. Neferleri tanımıyor, isimlerini bilmiyorum. Demek muharebe olursa son derece münasebetsiz şartlar dahilinde ateşe gireceğim.

1 Teşrin-i Evvel (Ekim)

 

Ordugâhtayım. Burası Köprülünün iki saat ötesinde bir vadi. Bir yayla… Soğuk ve rutubetli. Hâlâ harbi bekliyoruz. Benim gözlerim ağrıyor, nezleyim. Ne düşünüyor, ne hareket edebiliyorum.

 

4 Teşrin-i Evvel, Köprü

 

Diyorlar ki “Harp başladı…” Fakat kimsenin bir şeyden haberi yok. Ne telgraf geliyor, ne gazete. Bugün nöbetçiyim. Şimdi, yani gece yedide hareket emri verildi. Çavuşlara ve saireye lâzım gelen tembihleri verdim. Yarın Güzeyil’e gideceğiz. Bu küçük bir köymüş.

Umumî harekâta dair bize hiç malumat verilmiyor. Her gün bir alay emir neşrolunuyorsa da bir şey anlamak mümkün değil.

 

5 Teşrin-i Evvel

 

 

Bu sabah alaya hareket ettik. Hava güzeldi. Şimdi karargaha geldik. Henüz çadırlar kurulmadı. Ben çok yorgunum. Yorgunluktan biraz başım ağrıyor. Yolda mola ederken bir “Turan” gazetesi bulduk. Tarihi 2 Teşrinievvel idi. Bulgaristan’ın, Sırbistan’ın münasebetlerini kestiklerini yazıyordu. Hatta Vedranye civarında bir muzafferiyet haber veriyor.

Karadağ’ da yine muzafferiyetler…

Yolda küçük bir çiftliğe rast geldik. Yarıcıları Bulgar olacak. Eski ve viran kilisesi var. Etrafında birkaç asker duruyordu. Niçin orada bulunduklarını sorduk. Meğerse bir Osmanlı Bulgar neferi çok rakı içmiş. Ve yolda yürürken birden düşmüş ve ölmüş. Çiftlikte papaz aramışlarsa da bulamamışlar.

Bizim bölüğe yeni gelen Bulgarlar ölüye doğru soğuk soğuk baktılar ve hiçbir teessür göstermeksizin yollarına devam ettiler.

Burada, Güzeyil karargahında bakalım kaç gün kalacağız.

Neferlerde büyük bir neşe yok. Zabitler de öyle. Fakat korku ve yeis de yok. Yemek içmek meselesi güçleşti. Dün yemek ve çorba tuzsuzdu. Köprülü’ de tuz bulunamadı. Zabitler candan ve gönülden çalışıyorlar. Yahut ben öyle görüyorum. Bunun en büyük sebebi amirlerin iktidarsızlıkları… Amirler, hatta karargah için verdikleri emri bile icra olunmadan değiştiriyorlar. Fırka emrini okudum, güzel yazılmıştı. İnşallah erkanı harplerimiz muktedirdirler.

İşte yorgun ve umutsuz bir dua…

Erkanı harpler, amirler, kumandanlar, zabitler ne olursa olsunlar, Balkan Harbi’nde ancak bir şekil bulunacaktır.

Ya Bulgarlar bizi ezip geçecekler, yahut biz onları ezeceğiz.

Ve bu ezmek hadisesine en az girecek şey de fen, harbin o meşhur fenni olacaktır.

 

10 Teşrin-i Evvel

Dün buraya gelmiş ve portatif çadırlarımızı kurmuştuk. Top ve tüfek sesleri işittik. Gece hareket emri verildi. Şimdi yola düzüldük. Yine nereye gidiyoruz bilmiyoruz. Garibi şu ki erkanıharpler de bu muammayı bilmiyor. Yolda bizi görünce şaşırdılar.

***

Bugün muharebeye girdik. Daha düşmanı görmeden dört kişi mecruh bıraktık. Üçü öldü. Topçuların muhafızıyız. Topçu mevziinden düşmanın kaçtığını gördük. Ve dürbünle takım çavuşlarımıza gösterdik. O kadar sevindiler ki… Sevinçlerinden avazlarının çıktığı kadar bağırdılar. Biz boyuna top atıyoruz, fakat onlar niçin atmıyorlar?

***

Ayın kaçı? Bugün ne? Bilmiyorum. Benimle beraber kimse de bilmiyor. Ne felaket yarabbi! Ric’atin, inhizamın en çirkinini gördüm. Bugün burada, Köprülünün önündeyiz. İkinci fırka kaçtı. Yalnız biz, nizamiye fırkası kaldı. Birden ric’at emri verildi. Hep kendimizi galip sanıyorduk. Meğer müthiş surette mağlup imişiz. Toplar filan hep kaçtı. En nihayet bizim tabur kalmıştı. Biz de çekildik. Bütün gece, tam on iki saat yürüyerek sabaha yakın Kiliseli’ye geldik. Oradan dün sabah kalktık. Buraya döküldük. Yolda uzun bir muhacir kafilesine tesadüf ettik. Oh ne felaket! Kadın, çoluk, çocuk tam beş bin ev imiş.”

Ömer Seyfettin

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler:
Eklenme Tarihi: 27 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın