Kaynayan Tencere

“Şii”lerin sekizinci imamı olan imam Rıza’nın türbesi hem dünyanın en karakteristik, hem de en zengin türbele­rinden biridir. İç içe birkaç salon ve birçok odaları ihtiva eden türbenin cenubundaki “sahnı köhen” ise dünyadaki yedi adbeden sayılır.

İçerisi, bir insan boyu kısma kadar “kaşi” ile, yani bizim yeşil çinilerimiz kadar aydınlık çini­lerle kaplı, bunun üstü de pirinç üzerine boydan boya altın geçmedir. Dip taraftaki bir kapıdan da mabede girilir. Mabe­din her köşesinde, mustatil camkanlar içinde paha biçilmez taçlar, gerdanlıklar, küpeler bulunur. Bunlar muhtelif kral­lar tarafından türbeye vakfolunmuş birtakım hediyelerdir. Ayrıca türbenin hududuna girebilmek fırsatını bulan hiç bir suçluya ilişilmediği gibi yüzlerce meskensiz ve zavallı insanlar da türbenin demir kapılarında İmam Rıza’ya yalvarmak için gelerek hacetlerinin bir gün mutlaka olacağına inanır ve tür­benin insan incitmeyen muhitinde geceler, dua ederler.

Bütün bu noktalara işaret eden Azeri bir dostum şu hi­kâyeyi anlatarak dedi ki:

– Meş’hed halkı dünyanın en zengin ahalisi olduğu ka­dar en mutekit ve mucizeye en fazla inanmış insanlarıdır. Bu mucize işi Meşhedlileri Rus istilasından bakın nasıl kur­tardı.

Kırk elli sene kadar evvel “Kaçer” sülalesinin son gün­lerinde, İran yer yer isyan tehlikesine maruz olduğu bir sıra­daydı. Ruslar “Baçkır” Türkmenistan’ından Goçak yolunu takip ederek birdenbire Meşhed’e inivermişlerdi.

Çar orduları, bu hareketleri zahirde, kendi tebaalanm himaye maksadıyla yapıyorlardı. Hakikatte ise bu sebebin arkasında Rus emperyalizminin gizli maksatlarından biri vardı. Yani Ruslar Horasan’ı Beyaz Rusya’ya ilâve etmek, Hindistan’a nüfuz için de daha kolay bir kapı bulmak isti­yorlardı. Bereket ki Meşhedliler dindar oldukları nisbette milliyetperver birtakım adamlardı. Merkezden yardım gelin­ceye kadar çarın askerlerine karşı kendi aralarında mukave­mete karar verdiler ve ufak tefek bir iki kuvvetle mukabeleye dahi hazırlandılar.

Rusların bu sıralarda niçin Meşhed’i topa tutmadıkları sorulacak bir sualdır. Belki de Meşhed’i topa tutmakla din­dar olan halkı daha büyük bir mukavemete teşvik edecek­lerini anlamışlardı. Yahut Meşhed’i sağlam ve diri ele ge­çirmek istiyorlardı. Fakat yine bu sıralarda Çarın Meşhed konsolosu şehri muhasara etmiş kuvvetlere şu fikri telkin ediyor:

– Eğer, diyordu; Ruslar İmam Rıza’nın türbesinin en ileri mutemetlerinden biri olan “müftü” ile uyuşacak olursa şehir kan dökülmeden zaptedilebilir.

Fikir Rus orduları kumandanına iyi gelmiş olacak ki, bir binbaşıyı Meşhed müftüsü ile konuşmaya memur etmişti.

Rus murahhası yanında iki de suvari ile müftünün kapı­sına geldiği vakit, şehir büyük bir korku geçiriyordu. Müftü murahhasın ziyaretini haber alır almaz:

– Buyursunlar, dedi ve yemek yemek için hazırlığa baş­ladığı halde vazgeçti. Yalnız bu dakikalarda şu tesadüf oldu ki, müftünün hizmetçisi içinde yemek dolu bir taş tencereyi odanın içine bıraktı, dışarı çıktı.

Rus binbaşısının içeri girdiği dakikalar, bir hizmetçinin müftüye yemek vermek hususunda acele ettiği böyle bir da­kikaya rastgeliyordu. Müftü:

_ Buyursunlar ekselans, dedi. Emirleriniz?..

Binbaşı yarı eğildi:

_ Estağfurullah, dedi; büyük Çar orduları namına küçük bir ziyaret için geliyorum. Müftü ve binbaşı karşılıklı ayakta duruyorlardı. Rus murahhassın kulakları Meşhed’ deki İmam Rıza türbesinin sa­yısız mucizeleriyle dolup taşmıştı. Birdenbire gözleri tence­reye ilişti. Taş tencere, yerde, tahta üzerinde duruyordu, kapağı açıktı fakat altında en kuvvetli bir ateş yanıyormuş gibi fıkır fıkır kaynıyor, odanın içine bu taze yemekten ba­harlı bir koku intişar ediyordu.

Binbaşı yemeğe bir defa, iki defa dikkatle baktı.

_ Olur şey değil, dedi. Tahta üzerine bırakılan bir ye­mek kendi kendine kaynasın? Gözleri tencereden müftüye, müftüden tencereye doğru koşuyor.

“Bir mucize, bir mucize!..” Diyor ve adeta, durduğu yerde İmam Rıza’nın elleri derisine temas etmiş, boğazından yakaladığı gibi, bir kal­dırışta, Moskova’daki Çarın huzuruna atacakmış gibi titre­diğini hissediyordu. Müftünün karşısında tek bir kelime ko­nuşmadığı halde daha fazla duramadı ve yanındaki suvarilerle beraber Meşhed sokaklarının tozunu dumana katarak, geriye ordu kumandanının yanına döndü. İçeri girer girmez, telaşla:

“Ekselans, dedi, koca bir tencere yemeği müftünün odasında kendi kendine kaynar gördükten sonra İmam Rıza’­nın her şeye muktedir olduğuna inanıyorum. Bana kalırsa Çarın haşmedi orduları Meşhed’i istila etmekten vazgeçsin­ler…” Hadisenin hakikati ise şuydu:

– Meşhed Efgan’la Türkmenistan arasındadır.

Şehrin şark tarafları dağlık ve kayalıktır. Halk buralar­daki taşlardan bilhassa tencere gibi yemek pişirmeğe elve­rişli mamulat yapmak hususunda istifade ederler. Bu taşlar harareti o derece fazla muhafaza ederler ki, yemek indiril­dikten sonra uzun bir müddet daha, altında tıpkı bir ateş varmış gibi fıkır fıkır kaynayıp durur, adeta insanda bir mu­cize tesirini bırakırlar. Müftünün tenceresindeki sır da son­radan anlaşılmıştır ama, Rus orduları da Meşhed’e gireme­mişler, bir tencere koca bir şehri Kazak çizmelerinden böy­lece kurtarmıştır.

Mustafa Kutlu

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 25 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın