Hasta Kumarbazın Ölümü

Sokaktan “akşam simidi!” sesleri geliyordu. Hasta Kumarbazın pansiyon sahibesi Macar kokanası, üzerine soluk ve yırtık bir kadife örtülü masada, mıncıklana mıncıklana sefil bir hâle gelmiş iskambil kâğıtlarıyla pasyans açıyor.

Kalktı, elektriği yaktı.

Sokaktan sesler:

—— Akşam simidi, akşam simidi!

Kiracısının odasını düzelttiği saat buydu. Hasta kumarbaz, hemen her gün bu saate kadar uyur, akşam üzeri çıkıp giderdi.

Önlüğünün cebinden oda kapısının ikinci anahtarını çıkardı, koridoru geçti ve kapının önünde durdu.

Hayret!

Anahtar döndüğü hâlde kapı açılmıyordu. Demek ki arkasından sürgülüydü.

Yani hasta kumarbaz içeride…

Gerçekten hayret!..

Bu saate kadar evde kaldığı hiç vaki değildi.

Macar kokanası, kapıyı birkaç kere vurdu, ses yok…

Kulak verdi:

İçeriden garip bir hırıltı geliyor. Fakat insan sesine benzemeyen maden gibi hırıltı…

Bir an durdu ve sonra şiddetle, peşinden daha şiddetle kapıyı yumrukladı. Hiçbir ses yok… Derinlerden bir hırıltı, tavada yemek yanıyormuş gibi bir hışırtı; o kadar…

Macar kokanası hızla döndü, koridorun avluya bakan penceresini açtı, aşağıya sarktı ve haykırdı:

Durmuş Efendi! Durmuş Efendi!

Aşağıdan gür bir ses : Ne var, madam? — Sen gelir burada?

— Gelir!

Yine hasta kumarbazın kapısında. . . . Yumruk üstüne yumruk… Kulağını kapıya dayadı.

A!… Bir ses:

— Gong çalındığı zaman saat tam on dokuzdu!

Pansiyon sahibesi Macar kokanasında saati noktası noktasına bildirmek imkânı olmadığına, bildirinceye kadar zamanın birkaç saniye geçeceğine dair bir şuur yok… Bu, olsa olsa, hasta kumarbazda olabilir…

Kokana bağırdı: — Radyo!.. Radyo açık bıraktı!

Artık hasta kumarbazın içeride ve kendi kendisine konuşan radyodan habersiz bir hâlde olduğu şüphesiz…

Macar kokanası kapıyı yumruklaya dursun.. Apartman kapıcısı Durmuş Efendi kapıyı çalıyor.

Kadın kapıya atıldı ve açtı.

Yüzü ve sesi ağlamaklı:

— Durmuş Efendi! Radyo açık bıraktı!

— Ne demek o?

Kokana bozuk Türkçesiyle dilinin döndüğü kadar anlattı. Durmuş Efendi başını kaşıyor:

— Polise mi haber verelim, yoksa kapıyı zorlayıp da biz, mi açalım?

Sonra, yüzüne aptal aptal bakan Macar kokanasına bil’ göz atıp kararını verdi:

— Belki hastadır, baygındır; en iyisi kapıyı bir açalım!

Ve yürüdü, kapının önünde durdu, sol eli tokmakta, sağ omuzuyla abandı. Kapı, sallanan bir diş gibi sökülüverdi.

Girdiler:

Hasta kumarbaz yatağında… Sol eliyle yorganı başının üstüne kadar çekmiş ve öylece kalmış… Sağ eli yorganın dışında… Sağ elinin iki parmağı arasında sönük bir sigara… Sigaranın, parmağına kadar geldikten sonra söndüğü, etteki yanık yerinden ve yerdeki küllerden belli.

Macar kokanası koşup radyoyu kapattı. Durmuş Efendi de yorganı çekti:

Hasta kumarbaz, hafifçe sağına yatık, açık gözleri yerdeki iskarpinlere mıhlı, hareketsiz…

Macar kokanası, elleriyle, at kuyruğuna dönmüş oksijenli saçlarını kavrayarak haykırdı:

— Öldü!

Bir an kalakaldılar.

Hasta kumarbazın elektrikler kesildikçe yaktığı mum, bitme noktasına kadar gelmiş, küçük bir şamdan içinde ve radyonun üstünde…

Bir saat sonra, Macar kokanasının Pasyans açtığı soluk ve yırtık kadife üzerinde eski bir daktilo makinesi ve masada iki polis.. Polislerden biri elinde bir not, arkadaşına soruyor.

— Ekler arasında neler var?

— Hükûmet tabibinin kalp sektesine dair raporuyla tespit edilen eşya listesi…

— Öyleyse yaz!… Yazıyor musun?

— Evet!

Polis dikte ediyoR.

“İlişik eşya listesine, kimlik vesikalarına ve şahitlerin ifadelerine göre, “Hasta Kumarbaz” lâkabıyla tanınan ölünün mıntıkamızda mevcut bütün kulüplere kayıtlı ve kumarı tek iş hâlinde devam ettirici bir şahıs olduğu anlaşılmıştır.” Yazıyor musun?

— Tamam!

Ve dikte eden polis, daktilo makinesinin tik taklarını bekledikten sonra devam etti:

— Tespit edilen eşya arasında ölüye ait not defterinin bazı anlaşılmaz ibarelerle dolu olduğu görülmüştür. Bu ibareler arasında polis incelemesi yönünden mühim olabilecek satırlar şunlardır : (Herkes benim kumarı kumar için oynadığımı sanıyor. Bir zamanlar o kadar bağlı olduğum sanat ve edebiyatı bunun için bıraktığımı sanıyorlar. Hâlbuki ben kumarı, düşünmemek için oynuyorum. Ruhuma üşüşen sabit fikirlerin, beyin zarımı yırtan vehimlerin biricik ilâcı olarak onu buldum. Kumarı oynayamayacak hâle geldiğim gün intihar etmekten başka çarem kalmayacaktır. Allah’ın bu imtihanı karşısında her defa hezimete uğrayan beni, bir de emanete kıymak günahından kim kurtaracak? … Hâlimden şu Macar kokanası kadar anlayacak birinin, damarıma saplayacağı küçücük bir iğne yeter!)
Dikte eden polis, son cümlenin yazılmasını bekledikten sonra başını kaldırıp Macar kokanasına hitap etti:

Korkacak bir şey yok! Savcıya ifade verir ve ölünün senin iğnenle değil de, kalp sektesinden gittiğini morg raporuyla tespit ettirirsin! Orada ölüyü kesip biçerek her şeyi anlarlar ve hasta kumarbazın niçin ve nasıl öldüğünü keşfederler.

Macar kokanası, elleri yine saçlarında çığlık basıyor.

— Ben öldürdü! Olmaz!

Ve eliyle, masanın bir kenarında açık ve karmakarışık duran kâğıtların üstündeki Macar Kralını gösterip haykırdı:

Bu öldürdü, bu öldürdü! Gece odasına girdi, öldürdü!

Daktiloda yazı yazan polis güldü:

— Biz de katili nerede arıyoruz değil mi?…

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 22 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın