El İşleri-Tarık Dursun

Mavi elişinden bir gökyüzü kestim. Tuttum bir de sapsarı, yusyuvarlak bir ay oydum; yapıştırdım. Evlerin damları şavklandı. Kâğıdın alt yanı açık mavi denizdi. Ayın kavun sarısı ışığı kiremitlerin üzerinden ağır ağır yürüdü, sokağa düştü. Sokağın sonu denize ulaşıyordu. Ipıssızdı. İnsanlar evlerinde, pembe elişi pencerelerinin ardındaydılar. Ayışığı sokak boyunca yürüdü. Uyuyan sıska bir köpeğin dimdik kalkmış tüylerini yatırdı, üstünde sekti. Ayağını suya vurdu.

Evlerin kapılarını çaldım. Kimse uyanmadı. Çocuklar uyuyorlardı. Kadınlarla erkekler terliydiler. Ama hava sıcak değildi. Üfledim. Denizden bir imbat esmeye başladı. Bütün evlerin pencereleri açıldı. Sıcak yel odalara girdi, terleri kuruttu. Çocuklar uykularında kıpır kıpır kıpırdandılar. Kadınlarla erkekler uyandılar.
Denize iki balıkçı sandalı indirdim. Daha önce indirilmiş, beyaz, elişinden yelkenli, suyla yükselip alçalıyordu. Tek martı kuşu geldi, kamaranın penceresine kondu. İçerden bir adam uyandı. Pencereyi açtı. Martıyı kovaladı. Martı kaçmadı. Adamın canı sıkıldı. Kalktı. Gerindi. Güverteye çıktı. Rıhtımla yelkenlinin küpeştesi arasında bir kalas uzanıyordu. Adam, ceketsiz, sırtında bir gemici fanilası, bu kalasın üzerinden geçti, rıhtıma çıktı. Ay sapsarı parlıyordu. Gökyüzü, ağarık maviydi. Evlerde bir bir insanlar uyanıyorladı. Sokağın bir ucundaki küçük bir evden bir kadın ağrılı bir ninni tutturmuştu. Kapı önlerine oturmuş ihtiyar kadınların bazıları ağıdı duyunca poşularında gözlerini kuruladılar.

Kör bir çocuk denizin önü sıra duruyordu. Acı yeşildi. Ellerif ayakları, saçları, her yanı yeşil elişindendi. Yüzü yoktu. Gözleri yoktu. Ağzı vardı yalnız. Kopya kalemiyle yapılmıştı. mordu. Yelkenliden inen adam, çocuğu görünce yanına gitti. Elini aradı. Buldu. Çocuk irkilmeden,

“Sen kimsin?” dedi.

Adam yumuşak,

“Korkmaz,” dedi.

“Ben kimseden korkmam,” dedi çocuk.

“Öyle mi?”

“Öyle!… İnsan görmediğinden korkar mı?”

Adam,

“Korkamaz,” dedi.

Çocuk,

“Benim ellerim var,” dedi. “Benim ellerim göz gibi hem.”

Adam,

“Gece gece n’apıyorsun sen sokaklarda?” diye sordu.

Çocuğun omuzları inip kalktı.

“Bir şey yapmıyorum. Gözlerimi kaybettim, gözlerimi arıyorum… ”

Adam çocuğun elini bıraktı. Çocuk başını çevirdi, arandı.

Görmeden,

“Bulur muyum ki?” dedi.

Adam cevaplamadı. Çocuğu geçti. Yürüdü. Ninni çağıran kadının sesi ansızın kesildi. Penceresindeki sarı elişi kâğıdının üzerine, siyahını yapıştırdım. Kararıverdi evin içi. Evlerin birinden üç adam çıktı arka arkaya. Bağıra bağıra konuşuyorlardı.

İkisi uzun boylu, biri daha kısaydı. Uzun boylular, geniş el kol hareketleri yapıyorlardı. Elleri bıçaklıydı. Kısa boylusunu dört kere vurdular. Göğsünden vurdular hem.Kısa boylu yere yavaşça yıkıldı. Öbür iki uzun boylu adam bıçaklarını attılar. Evlerine girdiler. Kırmızı elişinden ince ince kestim. Yapıştırınca, kısa boylu adamın göğsünde yol yol akan kan oldular.

Gemici fanilası giyen adam köşe başında olanı biteni seyrediyordu. Ağzından cıgarasının külü uzamıştı. Vurulanın yanına geldi. Eğildi. Baktı.

“Geçmiş olsun arkadaş!” dedi.

Yerde yatan,

“Ben öldüm…” dedi.

“Neden öldün?”

“Ben kendim ölmedim,” dedi yerdeki. “Beni öldürdüler. Görmedin mi? Ellerinde bıçakları vardı. Demincek bıçakladılar.

Vura vura öldürdüler.”

“Gördüm.”

“Gördün mü? Gördün de niye gelip beni kurtarmadın?”

“Bilmem. Bilmiyorum.”

“Ölmemi istedin de ondan belki. Ben onların içlerindeki kötülüktüm. İçlerindeki umuttum, tedirginliktim, içlerinde, evlerinde yaşıyordum. Beni istemediler. Vurdular.”

“Öldün şimdi. Daha mı iyi?”

“Olsun,” dedi vurulan. “Ölmek zoruma gitmiyor. İstersem dirilirim de. …”

“Dirilir misin?”

“Ondan kolay ne var?”

Doğruldu. Sokağın ortasında oturdu. Göğsüne yapıştırdığım kırmızı elişlerini kopardım.

“Gördün mü, bak,” dedi gemiciye. “Nasıl dirildim yine,

“Ben ölmem!”

“Dirildin” dedi gemici.

“Şimdi benim dirildiğimi görseler, nasıl şaşırırlar değil.”

“Şaşırırlar… “

Gemici cıgarasının külünü düşürdü. Deminki vurulan, sırtını döndü gemiciye. Kalktı. Islık çala çala uzun boyluların girdiği eve gitti. Kapıyı açtı, içeri girdi. Gemici kaldı.

Yüzü olmayan çocuk rıhtımdan sokağa doğru geldi. Durdu. Bakındı. Birinin varlığını duyuyordu.

“Kim o, oradaki?” diye seslendi.

“Ben…” dedi gemici.

Çocuk ellerini uzattı. Gemiciyi tuttu. Yokladı.

“Seni bildim,” dedi. “Rıhtımda konuştuğum adamsın sen…

“Oyum…”

“N’oldu burda? Bir şey mi oldu?”

“Birini bıçakladılar. Ben de vardım. Gördüm…”

‘Öldürdüler mi?”

“Öldürdüler… ”

“Buralarda çokluk adam öldürmezler,” dedi çocuk.

Gökyüzü aydınlandı. Evler iki yana sallandılar. Deniz uyandı. Türküsü yağmur kokuyordu. Güneş çıktı. Kokuyu yavaş yavaş emdi. Yağmur yağmaya başladı. Bir kenarından yırttım elişlerini. Deniz elimde kaldı. Yelkenli ile üç kayık başaşağı durdular. Gemici yırtılan yere kadar koşturdu. Bangır bangır bağırıyordu.

TARIK DURSUN K.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 21 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın