Neydi

Kişi öğrenmek istediği bir şeyin adını bilmek ister. Aradan uzun uzun yıllar da geçse, onun peşini bırakmaz; belki de bırakmaması gerekir. Hele bilen birinden, ansiklopedi­lerden, kitaplardan aradığını öğrenme olanağı yoksa aranan daha da ilginç olur. Yaşa­dığım bir olayı işte bu yüzden hiç unutamam.

Mayıs ayının bir cumartesi günüydü. O zamanlar okullar saat 13.00’de hafta tatiline girerdi. Okul dağıldıktan sonra kitaplarımı bisikletin arkasındaki seleye bağladım, okuldan ayrıldım; ilçenin içinden geçip köy yoluna sapınca, çantalı küçük radyomu boynuma asıp açtım. Yalnızdım. Ağır ağır bisikletle gidiyordum. İçimde okulla, dersler­le, yalnızlık dolu yaşamımla çevredeki böcek, kuş sesleri ve yeşillikler bütünleşiyor, git­tikçe uzaklaşan ilçeden köye doğru yaklaşıyordum.

Kanlıpınar yokuşunu geçtikten sonra bisikleti iniş aşağı saldım. Yokuşta çok terlemi­şim. Hava da inadına sıcak mı sıcak! Ama şimdi de bir serinlik başladı.

Saat 14.45 sıralarıydı. Uzun dalga Ankara Radyosu’nu dinliyordum. Her hafta yine­lenen bir açış müziği arasında, “Klasik Batı müziği dinleyici istekleri! Hazırlayan ve su­nan: Nevin ULUÇAM” dedi bir erkek sesi. Açış müziği yeniden yükseldi; bir süre daha çaldı, sonra hafifledi, kayboldu. Bayan sunucu, haftanın en çok istek toplayan Klasik Batı müziği parçalarından seçmeleri sunmaya başladı.

Bisikletin hızını azalttım. Hareket hızı arttıkça, rüzgâr uğultusu, çevreden gelen kuş böcek, insan, araba sesleriyle karışıyor, müziği iyi dinlememe engel oluyordu.

Yol boyunca bağların, bahçelerin, ilkbaharın koyu canlı yeşilliği arasında ilerlerken, zihnim ilginç anıların etkisinden yavaş yavaş kurtulup radyoda çalan müzikle bütünleş­meye başladı.

Değirmen yokuşuna gelince, hava daha bir sıcaklaştı. Bisikletten indim. Yeşillikler içinde bir ağacın gölgesine uzandım. Burası yoldan otuz kırk adım içerde, otlar arasın­da bir yerdi. Ağacın dallarından başka bir şey görünmüyordu.

Radyoyu başucuma koydum. Gözlerimi kapadım. Kendimi bütünüyle müziğe ver­dim. Ne kadar dinledim, bilmiyorum. Müziğin ruha verdiği zevk dinlendirici, doyuru­cu, bambaşka. Onu bir başka tatlı, güzel şeylerle kıyaslayamam. O anda duyduklarımı, beni büyüleyen, etkileyen uçarı güzelliği anlatacak sözcükler yok sanırım. Hele özü, duygusal anlatımlar arasında zaman zaman yinelenen ana temasını nasıl anlatabilirim!

Ama adı neydi o müziğin? Beni böylesine mutlu kılan, yemyeşil doğanın içinde doğal seslerle, içimdeki duygularla özleşen o sanat şaheseri müziğin adı neydi? Sunucu söyle­di, ama neydi adı? Besteci kimdi? Bittikten bir süre sonra geldi bu sorular aklıma. Belki de yeniden dinlemek isteyişimden geldi aklıma bu sorular.

İşte o zaman adını unuttum o müziğin. Kendisi tam on yıl kulaklarımda, içimde, özümde çaldı durdu. Radyoyu her açışta o müziği duyma özlemini duydum. Umutla çevirdim tam on yıl radyonun düğmelerini. Sessiz sessiz içimde yinelediğim o müzikle kurduğum duygusal bağ, radyoyu her açışta büyüleyici bir duyguyla gönlüme aktı.

Yaşamda “ilk”ler unutulmaz. Gerçek müzikle benim “ilk” tanışmam, karşılaşmamdı o. Ama adı neydi? Sormakla, ansiklopediler karıştırmakla öğrenilmesi olanaksız olan sanatın o yüce yapıtının adı neydi?

On yıl bu soru takılı kaldı usumda. Neden bilmek istiyordum adını? Duygularımın senfonisi miydi acaba? Yalnızlık dolu yaşamımın bir bütünleyicisi miydi? Candan, gö­nülden istenen bir dost, içten bir şiir miydi? Neydi beni büyüleyen? Onu niçin arıyor­dum? Adını neden bilmek istiyordum? Belki ben O’ydum da ondan mı?

Gece saat 22.00. Evde yalnızım, kitap okuyorum, dinleniyorum… Belki bilmeden, belki içimden gelen sese uyarak küçük radyomun düğmesini çevirdim. Sunucu: “Sayın dinleyiciler!” diye başladı; “Şimdi klasik müzik programını sunuyoruz.” Bir müzik başladı, sunucu adım da söyledi; ama aklımda kalmadı. Derken birden kulak kesildim: Bu müzik bana hiç yabancı değildi. Ağır ağır bir kapıya vurulur gibiydi. Ses uzaklaşı­yor, duyulmaz bir durum alıyor, sonra kapıya yine gümbür gümbür vuruluyordu. Anla­tılamaz büyük, etkileyici bir heyecan ve merak içinde dinledim o müziği. Bittikten son­ra, sunucu, “Klasik müzik programında” dedi; benim on yıldan beri duymak istedi­ğim, ancak bir türlü duyamadığım bestenin ve bestecisinin adını söyledi.

— Evet evet! diye haykırmışım; gerçekten bu olacak, yanılmış olamam: Buymuş de­mek! Adını tam on yıldan beri öğrenmek istediğim müzik, Beethoven’in “Beşinci Senfonisi”ymiş.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 16 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın