Anı Örnekleri

Ben Vânîköyü’nde oturuyordum, Meh­met Akif de Beylerbeyi’nde. Bir gün öğle yemeğini bende yemeyi kararlaştırmış­tık. Öğleden bir saat evvel bana gelecek­ti. O gün öyle yağmurlu, boralı bir hava oldu ki her taraf sel kesildi. Merhum yü­rümeyi severdi. Havanın bu haliyle kara­dan gelemeyeceğini tabiî gördüm. Mîâddan biraz evvelki vapurdan çıkmadı, di­ğer vapur bir buçuk saat sonra gelecekti. Yakın komşulardan birine gittim. Vapur gelmeden döneceğimi de hizmetçiye söyledim. Yağmur devam ediyordu. Vak­tinde evime döndüm, bir de ne işiteyim, bu arada sırılsıklam bir halde gelmiş, be­ni evde bulamayınca, hizmetçi ne kadar ısrar ettiyse de durmamış, “Selâm söyle” demiş, o yağmurda dönmüş gitmiş! Erte­si gün kendini gördüm. Vaziyeti anlatarak özür dilemek istedim, dinlemedi. “Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felâketle ye­rine getirilmezse mazur görülebilir” dedi. Benimle tam altı ay dargın kaldı.

***

2.

Bende kitap merakının ne zaman başla­dığını bulmak için gözlerimi geçmişe çe­virdiğimde çocukluğuma kadar inmek ge­reğini duyuyorum, ilk kitaplığım, elime geçirebildiğim bir ayakkabı kutusu ol­muştur. Bütün özen ve dikkatimle burada sakladığım değerler de sanırım sokaklar­da satılan destanlar, Aşık Kerem hikayeleriydi. Daha sonraları marangoz yapısı ufak bir kitaplığım olduğu vakit de oynar­ken içine girebilecek kadar küçüktüm. Oyun ve oyuncak… Başım pek hoş de­ğildi onlarla. Babamın beni oyuna zorla­dığını bugün bile hatırlarım. Ama kitap­larla oynamak için özendirilmeme pek gerek yoktu. Sonunda babam kitaplara zarara vermediğimi anlayınca kendininkileri de bana bırakmakta güven gösterdi.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 16 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın