Edebi Sanatlar

Edebî sanatlar cümlenin anlam ve yapısı üzerinde oyunlar yapıp, sözü güzelleştirme sanatıdır. Edebî eserlerde anlamı ve düşünceyi daha etkili anlatmak, açıklamak ve eserin zevkle okunmasını sağlamak amacıyla yapılır.
Bir dildeki kelimelerin gerçek ve mecaz olmak üzere iki anlamı vardır. Kelimelerin her zaman gerçek anlamlarında kullanılması özellikle edebi eserler için kusur sayılır. Ayrıca kelimelerin gerçek anlamları, her zaman duygu ve düşünceleri, hayalleri anlatmaya yetmez. Bu yüzden edebi sanatlar bütün dünya edebiyatlarının her döneminde kullanılmıştır. Türk edebiyatında, özellikle divan şiirinde bu sanatlar sıklıkla kullanılmıştır.
Bir edebi eseri zevkine vararak okumak ve yazarının anlatmak istediğini tam anlayabilmek için edebi sanatları da bilmek gerekir.

Edebi sanatların en çok kullanılanları şunlardır:

MECAZ: Kelime veya kelime gruplarının benzerlik ilgisiyle gerçek anlamları dışında kullanılmasıdır. Mesela “kalpsiz” kelimesi “sevgisiz, acımasız” manasında kullanıldığı zaman mecaz sanatı yapılmış olur.

MECAZ-I MÜRSEL: Benzetme maksadı gütmeden bir kelimenin başka bir kelime yerine kullanılmasıdır. İki kelime arasında anlam ilgisi olmalıdır.

“Derse girildi.” denildiğinde, ders söylenip, dersin yapıldığı yer olan sınıf kastedilmiştir.

Yine “Ateşi yak.” sözüyle, kömür odun vb. gibi şeylerin yakılmasının kastedilmesi de mecaz-ı mürseldir.

Bazı örneklerde bütün söylenip parça kastedilebilir: “Vapur Kadıköy’e demir attı.” Burada kastedilen Kadıköy değil Kadıköy’ün içindeki limandır.

Bazen de parça söylenip bütün kastedilebilir:” Dalgalan sende şafaklar gibi ey nazlı hilal!” Bu cümlede kastedilen hilal değildir. Burada bayrağa seslenilmektedir. Hilal bayrağın parçasıdır.

TEŞBİH (BENZETME): Aralarında benzerlik bulunan iki şeyden zayıf olanı kuvvetli olana benzetmeye denir. Bir teşbihte en az iki, en çok dört unsur bulunur. Bunlardan benzeyen ile kendisine benzetilen esas öğeler, benzetme edatı ile benzetme yönü yardımcı öğelerdir.

Mehmetçik kahramanlıkta aslan gibidir.

Benzeyen Kendisine benzetilen Benzetme yönü Benzetme edatı

İSTİÂRE: İki temel unsurundan (benzetilen ve benzeyen) sadece biri söylenerek yapılan teşbihe istiare denir. İstiarelerde ya benzeyen veya benzetilen vardır. Yalnız benzetilen söylenmiş ise açık istiare, yalnız kendisine benzetilen söylenmiş ise kapalı istiare denir.

Açık istiareye örnek: Ağaçlar sonbaharda elbiselerini soyunur.

Kendisine benzetilen: Elbiseler

Bu cümlede “elbiseler” kelimesi “yapraklar” yerine kullanılmıştır. Benzeyen söylenmemiştir.

Kapalı istiareye örnek: Dönerken inleyen tekerlekler. Benzeye/ı.’Tekerlekler

Burada tekerleklerin dönerken çıkardığı sesler, hasta bir insanın inlemesine benzetilmiştir. Benzetilen söylenmemiştir.

TEŞHİS VE İNTAK: Teşhis, insan olmayan varlıklara insanların yaptığı işleri yaptırma; intak da bu varlıkları söyletme, konuşturma sanatıdır.

Testi ile Güğüm

Güğüm bir gün testiye,

“Yola çıkalım” dedi.

Testi “Korkarım” dedi

Evde kalmak istedi.

Çünkü onu en küçük,

Bir vuruş hemen kırar.

Güğüme, boynu bükük,

Dedi ki “Hakkınız var.”

“Sizin deriniz benden,

Çok daha fazla sağlam.

Siz gidiniz fakat ben,

Size yoldaş olamam.”

Burada testi ve güğüm gibi iki varlık, insanlar gibi davrandırılarak teşhis, konuşturularak da intak sanatı yapılmıştır.

KİNAYE: Hem gerçek, hem mecaz anlamda anlaşılabilen sözdür. Biri için “Açıkgöz” denildiğinde, hakikat manası olan, o kimsenin gözünün açık olduğu anlaşıldığı gibi, mecaz manası olan zeki ve becerikli olduğu da anlaşılır. Bu sözde kastedilen mecazi anlamıdır.

Şu karşıma göğüs geren

Taş bağırlı dağlar mısın

beytindeki taş bağırlı deyimi ile hem dağların taş ve topraktan meydana gelmiş olması; hem de merhametsiz, yüreksiz olmak anlamı kastedilir.

MÜBALAĞA: Övmek veya yermek amacıyla abartarak söyleme sanatıdır. Duygu ve düşünceler bu sanatla kuvvetlendirilmek istenir.

Öyle zaif kıl tenimi firkatinden kim

Vaslına mümkün ola yetürmek saba beni

Fuzuli

(Ayrılığınla vücudumu öyle zayıflat (saman çöpü gibi et) ki, sabah rüzgârının beni sana ulaştırması mümkün olsun.)

İnsan, ne kadar zayıflarsa zayıflasın, hafif sabah rüzgârının onu havalandırıp bir yere götürmesi düşünülemez. Beyitte vücudun rüzgârın götürebileceği kadar zayıflamasının istenmesi mübalağadır.

TA’RİZ: Söylenen bir sözün; alay etmek veya sitemde bulunmak maksadıyla tam tersinin kastedilmesi sanatıdır.

Her nere gidersen eyle talanı,
Öyle yap ki ağlatasın güleni,
Bir saatta söyle yüzbin yalanı,
El, bir doğru söz seylerse inanma.
Yusufelili Huzuri

Şair bu kıt’anın her mısrasında ta’riz sanatı yapmış, asıl söylemek istediğinin tam tersini ifade etmiştir.

TEZAT: Aynı varlığın iki zıt yönünü bir arada ifade etme veya birbirine zıt iki kavram arasında ilgi kurma sanatıdır.

“Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” mısraında birbirine zıt anlamlı iki kelime aynı beyitte kullanılarak tezat sanatı yapılmıştır.

TENASÜP: Anlamca birbirine uygun kelimeleri bir arada kullanma sanatıdır.

Siper et sinemi, gel hançer-i azara gönül
Böyledir resm-i mahabbet buna yok çare gönül
beytinde “siper, sine, hançer-i azar”‘ kelimeleri arasında anlamca ilgi vardır.

TECAHÜL-İ ARİF: Şairin çok iyi bildiği bir şeyi bilmezlikten gelmesidir. Çeşitli sebeplerle doğrudan doğruya söylenmek istenmeyen bir söz bu şekildeki ifade ile daha etkili olur. Ayrıca nükte yapmak için de çok sık kullanılır.

Beli bükülmüş bir ihtiyar bir gün yolda oturmuş, dinleniyormuş. Onun böyle yere eğilmiş gibi duruşunu anlamazlığa gelen bir genç; “Ne o efendi baba, bir şey mi arıyorsun?” diye sormuş. İhtiyar, gencin bu ta’rizini anlamamış görünerek; “Evet oğlum, gençliğimi kaybettim. Onu arıyorum.” diye cevap vermiş.

Burada ihtiyarın cevabında tecahül-i arif sanatı yapılmıştır.

İSTİFHAM: Üslubun daha etkili olması için sözü soru şeklinde düzenlemeye istifham denir.

Sormayın; Kays ile Leyla neyidi?

Biri mecnun, biri mecnuneyidi.

Arif Nihat Asya

TEVRİYE: Yakın ve uzak olmak üzere iki anlamı olan bir sözün bir nükteden dolayı uzak anlamının kastedilmesidir.

Sordum nigarı, dediler ahbab (nigansevgili)

Semt-i Vefa’da doğru yoldadır.

Semt-i vefa, yakın anlamıyla yârin bulunduğu yeri, uzak anlamıyla, sadık ve vefakar olduğunu ifade eder. Yine doğru yoldadır, sözünün yakın manası yarin evinin semtinde dosdoğru yol üzerinde olduğuna, uzak manası ise, sevgilinin iffet sahibi olduğunu gösterir. Şair her ikisini de uzak manaları ile kullanmıştır.

HÜSN-İ TA’LİL: Sebebi bilinen bir olayı, bir durumu, gerçek sebebi dışında daha güzel bir sebebe bağlama sanatıdır.

Su Kasidesi’nden

Hak-i payine yetem der ömrlerdir muttasıl

Başını taştan taşa vurup gezer avare su

Fuzuli

(Su, hazret-i Peygamberin ayağını bastığı toprağa kavuşmak için, ömür boyu başını taştan taşa vurarak gezmektedir.)

Bu beyitte, suların taşlar arasında sağa sola çarparak akıp gitmesi normaldir. Fakat şair onun akışını, Peygamber efendimize duyduğu çok büyük aşk ve hasret sebebiyle, “O’nun ayağının bastığı toprağa kavuşabilmek için bir çırpınış” sebebine bağlayarak hüsn-i ta’lil sanatı yapmıştır.

TELMİH: Herkes tarafından bilinen geçmişteki bir olayı, olayın adını, kahramanını, yerini bir veya birkaç kelime ile hatırlatma sanatıdır.

İlahi

Ey dost senin yoluna canım vereyin
Mevla Aşkını komayayın Od’a gireyin Mevla
Yunus Emre

Yunus Emre “Od’a gireyin” sözü ile İbrahim Peygamberin ateşe atılması olayını hatırlatır.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+


Eklenme Tarihi: 14 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın