Mona Lisa’nın Gülüşü Niçin Bu Kadar Özel?

Mona Lisa tablosunu herkes bilir. Bugüne kadar hiçbir tablo onun kadar taklit edilmedi. Tablodaki gizemin Mona Lisa’nın gülüşünde olduğu söylenir. Peki bu gülüş neden bu kadar ilgi çekici?

Paris’teki Louvre müzesinin bir salonunda kalın bir cam vitrinin arkasında sergilenen Mona Lisa tablosunu her yıl milyonlarca ziyaretçi büyük bir hayranlıkla izliyor. Aynı salonda en az bu tablo kadar hatta daha güzel eserler de sergilenmekte ama hiçbirinin önünde Mona Lisa’daki kadar büyük bir izdiham yaşanmıyor. ‘

Herkes kim olduğu bile bilinmeyen bir kadının resmini mümkün olduğu kadar yakından görebil­mek için cam vitrinin önündeki ahşap engele kadar ulaşmak için büyük bir çaba harcıyor.

Evet, tablodaki kadının kimliği hala bir sır perdesinin ardında gizli. Kimi uzmanlar ressamın ken­disini kadın kimliğiyle resmettiğini söylerken, kimileri da Vinci’nin hiçbir model kullanmadığını, bunun yerine hayalindeki bir kadını resmettiğini düşünür.

Bilindiği kadarıyla tablo 16.yy’da Mailand’da (Kuzey İtalya) yapılmış. Ressam, tabloyu ölümünden kısa bir süre önce kral Franz l’e sattığı için tablonun kimin tarafından sipariş edildiği bile bilinmemekte. Bir zamanlar Napolyon’un yatak odasını da süsleyen tablo, 20.yy’ın başından bu yana Paris’teki Louvre müzesinde sergilenmekte.

İlginin nedeni

Peki Mona Lisa tablosu niçin bu kadar ilgi çekmekte? Birçokları b.unu gizemli gülüşüne bağlıyor­lar. Aslında dikkatli incelendiğinde gülüşün gerçek bir gülüş olmadığı görülmekte. Gizemli gülüş izleyi­cinin bakış açısına göre mutluluğu veya üzüncü yansıtır. Ressam bu etkiyi tabii ki bilerek yaratmıştır. Mona Lisa’nın dudaklarına ve ağız çevresine dikkatlice baktığınız zaman kenarlarının hiç de belirgin çizilmediğini görürsünüz.

Fakat Mona Lisa’nın diğer dikkat çekici bir özelliği de bakışları. İzleyici nereden bakarsa baksın, Mona Lisa sanki hep doğrudan doğruya onun gözlerinin içine bakıyor gibi duruyor.

 

Leonardo da Vinci, bilimsel deneyimlerini eserlerinde kullanan ender sanatçılardan biriydi. Eserle­rinde özellikle de izleyicinin üzerindeki optik etkiye önem veren ve üçboyutlu görüntülere yaklaşmaya çalışan ressam, her sanatçının eserlerini kusursuz olarak yaratabilmesi için doğayı çok iyi bilmesi ge­rektiğine inanırdı. .

Kim bilir belki de bu tabloyu bu kadar eşsiz kılan bilim ve sanatın buluşmasıydı.

Bizde tenkit olmadığını söylerler. Doğrudur: Gerçekten sanat sevgisi yok ki tenkit olsun. Yermele­rin, hele övmelerin çoğu, sanatla ilişiği olmayan duygularla, düşüncelerle yazılıyor. Zevkine inandığınız birini görüyorsunuz, falanca için çok ağır hükümler veriyor, onun eserinin bütün kusurlarını bir bir gösteriyor, “Ağır söylüyor, ama doğru söylüyor,” Diyorsunuz. Üç gün sonra bir gazetede bakıyorsunuz o falancanın eseri bir övülmüş, bir övülmüş… Altında da sizin zevk sahibi zatın imzası, Şaşırıyorsunuz. Anlatıyor; O falancanın eserini sevmezmiş, ama aralarında arkadaşlık varmış, hatırlarını saymalıymış, belki bir iyilik de bekliyormuş… Bunu yalnız tenkitçi diye tanınmış yazarlarımız İçin söylemiyorum, bütün şairlerimiz, yazarlarımız bu günahı işliyor,

“Onların söylediklerine bakma. Onlar tenkitçi değil, İstenmiş de öyle yazmışlar. Asıl tenkitçi doğ­ruyu söylemeli” demeyin. Her sanat adamının bir tenkitçi olması gerekir. Beğenmediği eserlerin kusur­larını göstermeli, onların değersizliğini bildirmelidir. Bir sanat adamının üzerine düşen iki İş vardır; Kendi eserini yaratmak bir, kendi sanatının gerçekten anlaşılması İçin gereken havayı hazırlamak iki. İkinci işten kaçınan sanat adamı, birinci İşini de yarım bırakıyor demektir. Şairsiniz, ressamsınız, ese­rini gerçekten beğenmediğiniz, çirkin bulduğunuz bir kimse İle birlikte oluyor, dergi çıkarıyor, sergi açıyorsunuz. Böylece: “Onu beğenin, o da iyidir.” demiş olmuyor musunuz? Artık; “Benim işim tenkit değil.” diyemezsiniz. Birlikte çalışmakla, isteseniz de, istemeseniz de, onu da öne sürmüş olursunuz. Sizin sanatınızın da ancak onunki gibi anlaşılmasını önleyemezsiniz.

Bizde tenkit elbette yok. Tenkidi, tenkit ahlakını sanat adamları kendi kurar. Onlar sanatla ilişiği olmayan duygularla, düşüncelerle birbirini övdükçe, sanatlarını her şeyden de, kendi kendilerinden de daha üstün tutup yalandan kaçınmadıkça bizde tenkit olmayacaktır. Sanat adamında olmayan bir ah­lakı tenkitçiden nasıl bekleyebiliriz?

Nurullah Ataç

(Cumhuriyet, 3 Ekim 1942)

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+


Eklenme Tarihi: 16 Mart 2017

Konu hakkında yorumunuzu yazın